22 Yaşım’dan🍀
Kendi içime kapandığım zamanlarım çoktur benim. Kendimi dinlemek, bir bakıma beni rahatlatır. Başkalarına ihtiyacımın olmadığını, kendi kendime yetebileceğimi hatırlatır bana. Yalnızlığımı seviyorum; çevremdeki insanları da. Ama kimse, kimsenin derdini tam olarak ne anlayabilir ne de hislerini tam olarak hissedebilir.
Biz ise kendimizi herkesten daha iyi anlayabiliriz. İç sesimiz bize arada biraz ağır konuşuyor olsa da, gerçekleri başkalarının bize bir tokat misali, hiç “Kırılacak mı acaba?” diye düşünmeden yüzümüze söylemesinden daha iyidir.
Yaşım ilerledikçe — daha 22 yaşımda olsam da — insanların ne yapmaya çalıştıklarını, kimin neyin peşinde olduğunu daha net kavrayabiliyorum. Şunu biliyorum ki insan, insanı kendinden soğutur. Birtakım düşüncelere sürükler, seni orada tek başına bırakır gider. Söylediği can yakıcı cümlelere mi daha çok yanarsınız, yoksa en umulmadık zamanda sizi yalnız bırakmasına mı? Ben, hiçbirine yanmamaya karar verdim.
Tam da o zaman, kimseye ihtiyacınızın olmadığını hissedersiniz kendinizde; ama bir yandan da birilerinin eksikliğini hissedersiniz. O eksiklik, içimizde sönmüş ama kendini hâlâ belli ettirmeye çalışan duygularla doludur.
Sahi, o sönük duygularınızı ne zaman ve kimin söndürdüğünü hatırlayan var mı? Sönük kalmış duygularımızın esiriyiz. Tekrardan yanmaya mecali olan duygularımız da var elbet. Fakat, alevlendirmeye gücü yeten biri var mı? Sizi bilemem ama ben, tekrardan yanmaya hazır mıyım… orası meçhul işte.
